|
|
BAZI
ELEŞTİRİLERE YANITLAR Engin TONGUÇ Köy
Enstitüleri (KE) konusunda bugüne kadar yüzlerce yazı yazıldı,
kitaplar çıkarıldı. Bunların büyük bir bölümünde KE savunuluyordu;
yazarlarımızın, düşünür ve
araştırmacılarımızın büyük çoğunluğu KEden
yanaydı. Ama eleştiriler de vardı. KEnin topluma
tanıtılması, unutulmaması, sistemin gelecek kuşaklara doğru olarak
aktarılması için neredeyse yarım yüzyılı
aşkın bir zamandan beri
uğraş verenler, bu süre içerisinde eleştirileri de
yanıtladılar. Bu çabalara yazı, kitap ve konuşmalarla ben de
katılmışımdır. Örneğin, tüm eleştirilere
yanıtlarımla birlikte tarihsel roman türünün bir yüzkarası olan Bozkırdaki Çekirdeke
yanıtlarım da yazarının sağlığında,
1970de yayınlanan Devrim
Açısından Köy Enstitüleri ve Tonguç kitabımda geniş
olarak yer almıştır. Bunları yinelemeyeceğim. Ama son
yıllarda desteklemelerin yanında eleştirilerde de yeni bir
artış görüldü ve ne yazık ki bunlar özellikle konuyu hiç bilmeyen
bazı gençler üzerinde etkili oluyor. Bu durumda bir kez daha
eleştirilere yanıt verme zorunluluğu doğdu.
Yanıtlara geçmeden önce eleştirilerde (ve bazı destekleme
çalışmalarında da) dikkati çeken bir özelliğe
değinmek gerekiyor: Şaşılacak nitelikte maddi
yanlışlar, daha da ötesi uydurmalar yapılıyor. Ciddi olmak
savındaki yazı ve araştırmalarda
karşılaştığımız bu tür sorumsuzluklardan
bazı örnekleri birazdan vereceğim. GENEL OLARAK
ELEŞTİRİLER
Eleştirilerin birçoğunda, yerli ve yabancı ciddi
araştırmacıların yapıtlarında bulunmayan, bizde
ise ( yalnız KE konusunda değil, her konuda ) sık olarak
karşılaştığımız özellik, konunun nesnel
olarak ele alınamamasıdır. Nesnellikten uzaklaşınca
bilimsellik savındaki araştırmalarda, toplumsal ve tarihsel
olayları konu alan sanat yapıtlarında
çalışmanın ciddiliğinin ve
inandırıcılığının ilk ve en önemli
koşulu olan gerçeklere saygı da yok olup gidiyor. Olaylar,
yazılar, konuşmalar, kişilikler çarpıtılıyor. Böyle olması da zorunlu. Nedeni,
nesnellik ancak gerçeklere saygı ile olası. Nesnel yorumlar değişik olabilir, ama gerçek
tektir ve her türlü yorum nesnel
olacaksa o tek gerçek üzerine kurulmalıdır. Öznelliğin ön
koşulu ise
çarpıtmadır. Ciddiye alınmaya değer bilimsel bir
çalışma ve tarihsel, toplumsal bir sanat çalışması yapmanın ilk
ve en önemli koşulu olan nesnelliğin bu denli gözardı
edilebilmesi, üzerinde durulması gereken bir olgudur. Bu nereden
kaynaklanıyor? Kötü niyetlileri bir yana bırakalım;
nesnellikten uzaklaşmadan zaten kötü niyetli olunamaz. Ya geri kalanlar?
Neden bu kadar çoklar? Her şeyden önce nesnel düşünmeyi, doğru
yargılama yapabilmeyi kişiliğimizin ayrılmaz parçası
yapacak bir eğitim sistemimizin olmaması sorumlu tutulabilir. Ama
başka nedenleri de araştırınca bu gibilerin kişiliklerindeki
bazı özellikler dikkati çekiyor: Herşeyden önce,
olağandışı ve özgün olabilme telaşı!Bu
gibilerde bilimsel nesnellikle
çalışarak gerçekten olağandışı ve özgün, doğru , bilimsel değeri
olan yorumlar yapma, sonuçlar çıkarma yeteneği, çalışma
erki ve sabrı bulunmasa gerek!
Böylelerinin bilim adamı olmaya özenmeleri yanlış! Ne yazık ki ,
bunların bazıları akademik sanlar da taşıyorlar,
hatta üniversitelerde yuvalanmış oluyorlar.Üniversitelerimizde
etkin bir akademik özdenetimin olmaması sonucu böylelerinin bilimsel sayılmaması gereken bu
tür çalışmaları kendilerine yararlı olabiliyor,
onları akademik kariyerin üst basamaklarına çıkartabiliyor,
toplumda bilim adamı görüntüsü vermelerini sağlıyor. Bir tür
de aslında sanatçı olan, ama
toplumsal ve siyasal konularda araştırmalar, yorumlar yapmaya
çalışanlar. Bu uğraş elbette kınanacak, küçümsenecek
bir durum değil, tam tersine
övülmesi gereken bir çaba. Gelişmiş ülkelerde de birçok
olumlu örnekleri var. Bizde bu alandakilerin sayısı dikkati çekecek
kadar çok. Bu, belki de bilim adamı dediklerimizin bu konulardan uzak
durmalarıyla ortaya çıkan boşluğun doldurulması
gereksinimi ile açıklanabilir.
Ama sanatçının nesnel olabilmesi hiç de kolay değil. Bunu
ancak nitelikli, kendisiyle barışık sanatçılar
başarabiliyor, bu tür uğraşlara girdiklerinde sanatçı
kişiliklerinin temel ögesi olan duygululuk, duygusallık gibi
etkenlerin nesnelliklerini gölgelemesini önleyebiliyorlar. Ya diğerleri?
Bunu başaramıyorlar. Hele bir de geçmişte
uğradığı haksızlıkların , kötülüklerin
izleri silinememecesine kişiliğine
kazınmış, ruhsal yapısında çözülemeyen
düğümlenmelere neden olmuşsa! İşte o zaman
sanatçı-araştırmacımız en küçük nesnellik ölçütünü
bile yitiriyor, konuyu iyi bilenler için usa aykırı, hatta bazen
gülünç denebilecek yorum ve sonuçlara varabiliyor, ama bunlar
bilmeyenlere çekici ve doğru
gözükebiliyor.
Başka bir eleştirici tipi de eğitimci olan ve aslında KE konusunu iyi ve doğru bilen, ama değişik nedenlerle bu bilgilerine aykırı
eleştiriler yapanlar. Nedir o nedenler? KE uygulaması
sırasında kenarda bırakılma, baştan uygulamaya
katıldığı halde uyum sağlayamadığı
için uygulama dışına
çıkarılma, kişisel kıskançlıklar, çekememezlikler,
mesleksel doyumsuzluklar. Ve
ideolojik inançları (sağ ya da sol ) nedeniyle KEne
karşı olmak gereksinimi duyanlar. Burada sağ kesimdekilerden nesnellik
beklemek zaten usa aykırı olur. Sola gelince: Oradaki
sorun bazı solcularca sol ideolojinin sindirilip
özümsenmemiş olmasından kaynaklanıyor. Böyle olunca da KE
olayını kafalardaki ideolojik şablonlara uydurmakta
başarı
sağlanamıyor. Hele Marksizmle ilk kez
karşılaşan bazı kafaca yeni yetmeler var ki, onlar
toplumsal ilişki ve olayları anlayıp yorumlamakta son
yüzyılların bu en değerli kuramının kendilerinden
önce kimse tarafından bilinmediği yanılgısıyla da
yüreklenerek bilgilerini aşan
yorumlama ve analizlere kalkışıyorlar.Bunlardan biri 1960dan önce Türkiyede marksist yoktu
diye yazabiliyor! Marksistin acemisi hekimin, şoförün, berberin acemisi
kadar tehlikeli! Bedensel zararlar veremiyorlar ama, kafaları, özellikle
gençlerinkini iyice karıştırabiliyorlar.. Sol
eleştirilerden ciddiye alınıp yanıtlamaya değer
olarak geriye olmuş
oturmuşluklarına inanmak istediğimiz Marksistlerinki
kalıyor. Ama onların içinde de, değerlendirmelerinde solun genellikle uzun
yıllardanberi önemli bir
başarı gösterememiş olması sonucu, KE gibi başarılı bir uygulamaya karşı duydukları rahatsızlığın verdiği öznellikten
kurtulamıyanlar olabiliyor.
Eleştiri yapanların büyük çoğunluğunda , ruhsal
durumlarının, kişiliklerindeki sorunların
yaptıkları eleştirilerin nesnel olamayışındaki
başlıca etken olduğunu düşünüyorum. Bu gibilerin ruhsal
yapıları bilimsel olarak araştırılsa herhalde çok
ilginç sonuçlara varılırdı! Bu genel
değerlendirmeden sonra eleştirileri yanıtlarken adları,
özellikle artık aramızdan ayrılmış olanların
adlarını vermekten kaçınmaya çalışacağım.Nedeni,
yaşayan yakınlarını üzmek istemiyorum. Çünkü ben bunun
acısını çok çektim. MADDİ YANLIŞLAR Ama önce,
eleştirilere geçmeden maddi yanlışlardan birkaç örnek
vereceğim: KE kurulduğunda İnönü
Cumhurbaşkanı, Celal Bayar Başbakandır .Yazar
kuruluş yılını 1936 sayıyorsa Cumhurbaşkanı Atatürktür, 1940 sayıyorsa
Başbakan Bayar değildir. 1940 da Köy Öğrt.
Okullarının adı KEne çevrilir ve iki yılda
sayıları 21i bulur. 1942de KE
sayısı 18di. Yirmibirinci
KE 1948de açılmıştır. KEnin kapatılış
yılı 1947dir. Resmi kapatılış yılı
1954tür. Sistemin değişikliği söz konusu ise 1946
olmalıdır. 1947 Yüksek KEnün kapatılış
yılıdır.
Saygın bir gazetemizde resim altı: 1946 yılında açılan bir KE ve öğrencileri.
Resimde ise KE ve öğrencileri değil, bir köy ilkokulu, eğitmen
ve ilkokul öğrencileri gözüküyor.
Yine bu gazeteden bir resim
altı: Yücel ve beraberindekiler
Arifiye KEde bir sınıfta. Resimde sınıf değil,
bir yatakhane ve ranzalar var. Uzun
yıllar öğretmenlik yapmış bir KElü İlköğretim
Genel Müdürlüğüne Köy
Enstitüleri Genel Müdürlüğü diyor. Böyle bir makam hiç olmadı. 1936da Atatürkün Eskişehir
çevresinde yaptığı incelemede Arıkan (Bakan),İhsan
Sungu (Talim Terbiye Kurulu Başkanı), Hakkı Tonguç
(Ilköğr.Gn.Md.)un da bulunduğu bir ortamda köy eğitmenleri
sorunu konuşulmuş ve Mahmudiye kışlasının okul
için düşünüldüğü anlaşılmaktadır Neresini
düzelteyim? H.Tonguç Atatürkün gezilerinde bulunmadı demekle yetinelim. 1942de Hasanoğlan KEde Köy Sağlık
Memuru Ebe ve Hemşire Okulu açılır.Açılan
Sağlık Koludur. Hiçbir KEde
Ebe ve Hemşire Okulu açılmadı.
Hakkı Tonguçla (HT) ile ilgili olarak: HT 3.8.1935te İlköğretim Genel
Müdür Yardımcılığına getirildi. Genel Müdür Yardımclığı
diye bir görev ve makam o dönemlerde hiç olmadı. Genel Müdürlüğe
vekaleten atandı HT Genel Müdürlükten ayrılınca
öğretmenliğe verildi. Hemen öğretmenliğe verilmedi,
bir süre Talim Terbiye Kurulu Üyeliği yaptı. HT KEden önce İsviçrede Pestalozzi
Çocuklar Köyünü inceledi.Pestalozzi
Çocuklar Köyü 2.Dünya Savaşından sonra kuruldu, Tonguç buraya 1956da
gitti. HT maddesi olan Lexikon der Peadagogik Fransada
yayınlandı . Fransada değil İsviçrede yayınlandı. HT Almanyada kaldığı
sürece Rousseau, Pestalozzi,
Kerschensteiner ve Resingerin
açtıkları iş ve kır üretim okullarını
inceledi. İk üçü Almanyada böyle okullar açmadı.
Resingerin Kır Eğitim
Yurdunu Tonguç 1925deki görev gezisi
sırasında gördü. HT Almanya,Belçika ve Avusturyada iş
eğitimi yapan okullarda incelemelerde bulundu. Bu eğitim sisteminin
bizde de uygulanabileceğini düşündü.Belçika ve Avusturya da
böyle bir inceleme yapmadı. HT Avusturyada okudu,Sovyetlere gitti,
orada incelemeler yaptı, deneyimler edindi. Almanyada öğrenim
gördü, Avusturyada değil. Sovyetler Birliğine hiç gitmedi. KEnin kurucusu Tonguç
Yaşardır.Değerli bir yazar dalgınlıkla böyle bir ad
yanlışı yapabilir. Ama saygın bir gazetenin
düzeltmeni onu ünlü karikatüristimiz
ile arıştıracak kadar bilgisiz midir? Cumhurbaşkanı İnönü bazen
KEnde gecelemiştir.Ben bunun doğru olduğunu
sanmıyorum .Hiçbir yazı, anı, raporda böyle bir bilgiye
rastlamadım.Bilgisi olan varsa açıklasın. HT İnönünün bütün yurt gezilerine
katılırdı.Yanlış.Bazılarına
katılırdı.Hepsine katılması için ciddi bir neden de
ileri sürülemez. Bu
örnekleri sayfalar dolusu
çoğaltabiliriz. Burada
insanın aklının almadığı şudur:
Yarım yüzyıldan beri KE
konusunda anı, inceleme, araştırma olarak 180 kadar
kitap yayınlandı. KE ve Çağdaş Eğitim
Vakfı KE ile ilgili neredeyse tüm
yasal düzenlemeleri , birçok belgeyi
yayınladı, önemli kitapların yeni baskılarını
yaptı. Elde kolayca başvurulabilecek bunca kaynak varken yazı ve kitap yazanların,
konuşma yapanların bazıları neden bu kaynaklara başvurma
gereğini duymuyorlar da böyle yanlışlar yapabiliyorlar ? Bu
nasıl bir sorumluluk anlayışıdır? Bu tür maddi
yanlışların en zararlı yanı, güvenilerek bazen ciddi
araştırmacılarca da
kullanılmalarıdır. Böylece yanlışlık hem
ulayıp gidiyor, hem de bunlara dayanarak
önemli konularda ve yorumlarda düzeltilmeleri gereken ve ne yazık ki bazen kalıcı
olmaları önlenemeyen yanlışların yapılmasına
yol açıyor. SAĞ
ELEŞTİRİLER
Sağdan gelen eleştiriler
oldum olasıya düzeysiz karalamalar, karaçalmalarla komünistlik suçlamasıdır.
Bunların yanıtları çoktan verildi. Ama son zamanlarda sağ eleştirilerde bir nitelik
değişikliği var: Dinsel sağ her zamankilere ek
olarak, eğer dinsel eğitim de yapılsaydı KEnin
yararlı olabilmesi olasıydı, diye bir eleştiri getiriyor.
Olsaydı, olmalıydı türü
bilimsel araştırma yöntemleriyle ilgisi olmayan yorumların yanıtlanmaya değer olduğu
görüşünde değilim. Amaçları KEni doğru yorumlamaktan
çok, öğretim birliğini yoketmiş kendi temel dinsel eğitim
uygulamalarına kamuoyunda hoşgörürlülük kazandırmaya
çalışmak olmalı. SOL
ELEŞTİRİLER Köy Enstitülerinin İdeolojik
Temeli Sola
gelince: Herşeyden önce solcu bilim adamı,
araştırıcı,sanatçı ve yazarların büyük
çoğunluğunun KEden yana olduklarını bir kez daha vurgulamak
isterim. Geri kalan azınlığın eleştirileri üzerinde
duracağım . Yarım yüzyıldan beri bu eleştiriler
birçok kez yanıtlandı. Ama
açıkladığım nedenlerle bunları yinelemek zorunluluğu doğdu. Sol
eleştirilerde KEnin ideolojik
temeli ele alınıyor ve
Kemalizmden başlıyarak
faşizm, faşizanlık, köycülük, CHP
kuyrukçuluğu, tarımsal
korporasyonalizm gibi değişik sonuçlara varılıyor. Ama içlerinde alttan
alta bir Sovyet ilhamı olduğunu yazanlar da var. Yıllarca
köy enstitülülere yaşamı zından etmiş sağdan gelen
komünıstlik karalamaları ile solun
ters yöndeki suçlamaları
arasındaki ironik durumu bir yana
bırakalım, bu uzun süre içerisinde eleştiricilerin ideolojik
temel konusunda görüş birliğine varamamış olmaları
ilginçtir. KE konusunda yeterli bilgi edinme çabasına mı
girmemişler ya da araştırma yöntemlerini mi doğru kullanmamışlar? KEni
kuranlar Kemalist miydi? Eleştirilerde Kemalizm küçümsenerek bir olumsuzluk ögesi olarak
kullanılıyor. Onların anladığı Kemalizm
ile kurucularınki aynı şey değildir.
Kurucuların
inandığı
Kemalizmin çıkış
noktası tam bağımsızlık, ulusal devlet ve
altıok ilkeleridir. Son amacı
da işin en yüce değer
sayıldığı, varsıllığın hakça
bölüşüldüğü, uygar, mutlu,
özgür bir çağdaş ulus, bir
sosyal devlet yaratmaktır. Bu nedenle de Kemalizm dondurulmuş,
kalıplaşmış bir ideoloji değildir, ucu (özellikle
sola) açıktır. Ülke aydınlarının görevi Kemalizmi bu
doğrultuda geliştirmek, yeni devrimci atılımlar
oluşturmaktır.Evet, kurucular Kemalisttirler, ama bu anlamda!
Faşizm suçlaması: En insafsız
araştırmacılar bile KEde
özgür okuma, tartışma, eleştiri, düşünce özgürlüğü ve özyönetim
gibi ilkelerin yoğun olarak uygulandığını , tek
yanlı bir ideolojik eğitim yapılmadığını
kabul ederler. Faşizan eğitim böyle mi olur? Bu ilke ve yöntemlerin
eğitimde
uygulandığı herhangi bir faşist ülke görülmüş
müdür? KEnin
yıkılmasında önemli rol oynayan sağcı ve
faşizm sempatizanı eğitimciler KEnin en çok bu yönünü
eleştirmiyorlar mıydı?
Bazı sol eleştirilere göre KEnin amacı köylüyü köyünde
tutmak, kentleşmeyi, endüstrileşmeyi, dolayısıyla
işçi sınıfının oluşmasını
önlemekti. Bu nedenle de gerici bir
tasarıydı! Kurucular (başta Tonguç) köycü idiler, 20.Yüzyılın
başlarında Avrupada, özellikle Almanyada, kentlerdeki işçi
sınıfına karşı siyasal bir ağırlık
yaratmak için ortaya atılmış köycülük akımından
etkilenmişlerdi! Tonguç bu tür bir köycü müydü?
Bazı solcularda ilginç bir ruhsal özellik var; kendi sınırlı çevreleri
dışında başarılı bir sol hareketin yapılması onları tedirgin
ediyor, neredeyse paniğe kapılıyorlar.
Ellerinden çok değerli bir şey çekilip alınmış
gibi rahatsızlık duyuyorlar.
O başarıyı küçültmek, yadsımak için uğraşmaya
başlıyorlar. Tüm
özverilerine, çabalarına, çektikleri acılara karşın önemli bir başarı
sağlayamamış olmaları
mı buna yol açıyor?
Bilemiyorum. Korporatizm Tartışması
Sınıf gerçeğini gözardı eden kurucuların kırsal alanda
tarımsal bir korporatizmi örgütleyerek
toplumsal gelişmeyi, kentleşmeyi ,
işçileşmeyi önlemeyi
amaçladıkları savı, yanlıştır. KE, Bölge Köy
Okulları ve Köy Okulları ile çevre köylülerinin birlikte üretim,tüketim kooperatifleri ve ortak
işletmeler kurmalarının tasarlanmış ve bir ölçüde
uygulanmış olması böyle
bir yanılgıya yol açmış olabilir. Buraların
uygulanacak bir toprak reformundan sonra ortaya çıkabilecek
aksaklıklardan, üretim düşüşlerinden korunulması ve feodal düzene
karşı ekonomik güç odakları oluşturulması
amacıyla tasarlandıkları açıktır. Bir de KE
tasarısında ve Tongıçun daha eski
çalışmalarında önemli bir yer tutan mesleksel farklılaşma
kavramı var. (Her solcu bu
kavramı bilir diyelim!) . Köylerde mesleksel
farklılaşmanın gerçekleşmesi, köyün kapalı,
durağan kalmasına mı hizmet ederdi, yoksa köy ekonomisinin dışa
açılmasını, kentlerle ilişki kurulmasını, köy-kent
arasında sağlıklı bir işgücü gidiş
gelişinin ortaya çıkmasına mı yardımcı
olurdu? Köyü kapalı tutmayı
ve bir tarım korporatizmini amaçlıyanlar neden
mesleksel farklılaşmayı istesinler, köylülere sınırlı bir tarım
öğrenimi vermekle yetinirlerdi. KEnin karşıtı,
yıkıcısı Anadolucuların istediği de bu
değil miydi? Kurtuluş
Savaşını Kimler Yaptı? Kurtuluş
Savaşının asker-sivil ilerici bir kadronun öncülüğünde,
köylülerden oluşmuş bir ordu ile yapıldığı,
kurtuluştan sonra köylülere
yeterince arka çıkılabilseydi Kemalist devrimlerin daha ileriye
götürülebileceği , ama bunun yapılmadığı görüşümüz de eleştiri konusudur.
Eleştiriye göre, bu
yanlış bir kurgulamadır. O asker sivil aydın
kadro yeterince ilerici ve güçlü değildir. İkincisi, köylülerin milli mücadeleye aktif olarak
katıldıkları gerçeklerle bağdaşmayan, sonradan
uydurulmuş bir teoridir! Kurtuluştan sonra o ilerici kadronun
giderek güçsüzleştiği, KE
nin yıkım döneminde devrimci niteliğini büyük ölçüde yitirmiş olduğu doğrudur. Ama kuruluş öncesinde
ve sırasında böyle bir kadro vardı. Tek tek adları
mı sayalım? Örneğin ilerici Bakan Mustafa Necatiyi
anımsatalım. Köylülerin katılımı konusuna gelince:
Kurtuluş Savaşını yapan ikiyüzbin kişilik ordu
kimlerden oluşuyordu? Ya cephe gerisinde ikmali sağlayan kadınlar,
yaşlılar? Tüm o yığınlar Boğaziçinden,
Beyoğludan falan mı gelmişlerdi? Ordu her zaman olduğu
gibi bir köylü ordusuydu. Köylü başlangıçta çekingendi, ama sonra
ilk kez kendisi için
kıyasıyasa savaştı. F.R.Atay Sakarya savaşı
günlerinde şöyle yazıyordu:
Anadolunun
silahsız Türk köylülerinden yarattığı ordu
düşman
ile boğuşuyor.Bu Türk
bilmediği şeyler için
vuruşturulan eski askere benzemiyor
Bu harp halk harbidir..Evet, köylü
ilkkez kendisi için savaşıyordu.Köylünün kurtuluş
savaşına aktif olarak katılmadığı tezi, bir
bilimsel araştırmada yapılabilecek tam bir gerçeğe
saygısızlık örneğidir. Böyle düşünenler köylerdeki
binlerce gaziyi ve malulü göremiyecek kadarda mı Anadoludan
habersizdirler? Ne yazık ki savaştan sonra bu potansiyelden
devrimler için yararlanmak amacıyla köylerde doğru bir eğitim
sistemi kurulamadı, ta KElerine kadar. Sınıfından
Kopma Savı
Bir de doğrudan bana yönelik bir eleştiri var. KEnin bir
amacının
sınıfından kopmayacak, sınıf
değiştirmeyecek, sınıfının
çıkarlarını savunmaktan vazgeçmiyecek köylü aydınlar yetiştirmek
olduğunu yazmışım. Doğru. Ama eleştiride bununla köylüleri köylerine
bağlamanın, kente göçmelerini engellemenin
amaçlandığı, ne var ki bunun
başarılamadığı, birçok
enstitü mezununun soluğu kentlerde almakta gecikmediği ileri
sürülüyor. KEnin köyü kendi içine kapamak, kentleşmeyi ve işçi
sınıfının oluşmasını önlemek gibi bir
amacının olmadığının
anlaşılmamasından öte,
benim sınıfından kopmamakla ne demek istediğim de
yanlış anlaşılmış. Bunun köyde ya da kentte
oturmakla bir ilgisi yok. İnsan en büyük kentte bile oturuyor olsa, o
sınıf bilincini yitirmeyebilir,
köylüler için savaşımını sürdürebilir. Bunun bir
yığın örneği var KE çıkışlılar
arasında. Tek tek saymaya gerek var mı? Ayrıca
KEden çıkan öğretmenlerin büyük bölümü meslek
yaşamlarını köylerdeki görevlerinin başında
sürdürdüler, tüm zorluklara, baskılara,
devletçe yüzüstü bırakılmışlıklarına
karşın. Bunu yapmadan kaçı kentlere göçtü, bir sayı
verebiliyorlar mı? Ama onların köylerdeki meslek
yaşamlarını anlatan bir yığın anı
yazısı, kitabı var. En ufak bir destek yokken
bazılarının emekli olduktan sonra daha büyük yerleşim
yerlerine göçmelerini kınamak biraz insafsızlık olmuyor mu ?
Kaldı ki bu gibilerin
birçoğu, kentlerde köylülerin haklarını savunma
savaşımı vermeyi sürdürüyorlar, sınıf bilinçlerini
yitirmemiş olarak!
Bir de KEde ve
Halkevlerinde komprador alafrangalığının modernlik diye
öğretildiği savı var. KE
için böyle bir görüşün ortaya atılmasına ne
demeli? KEnden yetişenlerde kompradorluk ve alafrangalık nitelikleri bulunup
bulunmadığına insaf sahipleri yanıt versin! KÖY
ENSTİTÜLERİNDEKİ UYGULAMALAR
Eleştiriler daha sonra KEdeki uygulamalar üzerinde
toplanıyor.Önce iş eğitimi: İş eğitimi Marksist-komünist politeknik akımdan
farklı olarak iş basit bir alıştırma ve küçük
çaplı meta üretmeye indirgenerek basit bir öğretim aracı
olarak kullanılmış. Anlaşılan bu konudaki
genelgeleri, anıları ,yazılıp çizilenleri hiç
okumamışlar. Bunu yaparlarsa işin her boyutuyla bilincinin
verilerek yaptırıldığını, savlarının
tersine, genel formasyon ediniminin
önde tutulduğunu ve uygulamaların gerçek anlamda ekonomik
değeri olan üretime yönelik olduğunu görürler. İşin
ilginç yanı , KEne karşı olan eğitimcilerin
(örneğin H.F.Kanad) KEdeki
yoğun ve bilinçli iş
eğitimini eleştirerek, bunun basit bir öğretim aracı, bir
temrin uygulaması niteliğine indirgenmesini istemeleridir, solculuk
suçlamalarıyla birlikte! Bizde
nedense bilimsel ve nesnel olma savındaki bazı incelemeler
aynı konuda böyle birbirinin tam zıddı sonuçlara varabiliyor!
KEde yoğun emek sömürüsü varmış. Öğrencilerin
bedensel güçleri sömürülmüş, aşırı bedensel
çalışmalar, angarya yaptırılmış. Teknik ve ekonomik
yetersizlikleri kapatmak için iradi güçten mucizeler beklenerek bir
tür Türk stakhanovizmi
yaptırılmış. KEnin yapımında yükün öğrencilerde olduğu
doğru. Ama bu zorunluydu. Devlet yeterli para vermiyor, ya da
veremiyordu. Bunun nedeni olarak TBMMde kırsal kesimin yalnızca
ağalarla temsil edildiği , yoksul köylünün sesini
duyuramadığı gibi bir gerçeği göstermek herhalde
yanlış olmaz. Böyle yapılmasıydı o hızla KE
kurulamazdı. Zaman dardı;olağandışı güç
dengeleri ve koşullar ortadan
kalkabilirdi (nitekim de öyle oldu).
Öğrenciler bu tür çalışmaya motive edildiler,
kaldı ki köylerinde kalmış olsalardı belki de çok daha
ağır şekilde çocuk işgücü olarak
çalıştırılacaklardı. Bu yaptırılan angarya
mıydı? KEnin kurulmasıyla uzun erimde kendi çıkarları
ve gelecekleri söz konusuydu, angarya da ise insanlar başka
çıkarlar için çalıştırılırdı. Sonraki
yıllarda, KE sisteminin bozuk ürünü birkaç eski öğrenci
dışında, bu konuda eski öğrencilerden yakınma
gelmedi, hatta o yapıları
yapmış olmaktan ötürü kıvanç duydular, bunu övünç konusu
yaptılar. Yaptıkları yapıların yıllar sonra
bakımsızlıktan ya da akılsızlıktan ortadan
kaldırıldığını gördüklerinde acı duyup
ağlayan insanlar angarya
yaptırılmış kişilere benziyorlar mıydı?
KE
öğretim programı askeri okullar olarak da iş görmeye uygunmuş,
Alman faşizmi rüzgarıyla yapılmışmış! O
kuşaklardan olan herkes bilir ve bu eğitimden geçmiştir, tüm
okullarda askerlik dersi vardı, bu dersi subaylar verirdi, KEde de özel
bir düzenleme yoktu, tüm
okullardakinin eşi uygulamaydı. Askerlik dersi gördük diye
faşist falan olmadık, köy enstitülüler de olmadılar.
Ayrıca o yıllarda dünya savaşı nedeniyle Türkiyenin
kapısına dayanmış
faşist ordulara karşı kendini savunma sorunu,
vatandaşlarının da bu alanda yükümlülükleri vardı. KEde
akademik başarı
yakalanamamış. Yüksek köy Enstitüsünce
çıkarılmış, tıpkı baskıları yeni
yayınlanan Köy Enstitüleri
dergisindeki yazılara ve Niyazi Berkesin anı kitabında bir
KEnü ziyaretini anlatan bölüme bir
göz atsınlar, yakalanıp yakalanmadığını
göreceklerdir.
KE antientellektüalizm ile de
suçlanmıştır. Tonguça da aydın karşıtı ve
düşmanı denmiştir. Evet aydınları
eleştirmiştir, ama hangi aydınları? Onun karşı
olduğu, ülkeyi
tanımayan, tanımaya da
çalışmayan, yabancı kitaplardan okuduklarıyla bilgiçlik
yapan, uygulanabilir hiçbir öneri
üretemeyen, diplomasını bir
üstünlük belgesi olarak kullanarak
toplumu ve çevresini sömüren
sözüm ona aydın tipidir. Benim lafçılık,
lafazanlık dediğim verbalizme de karşıdır.
Başta Sabahattin Eyuboğlu gibi bir aydın olmak üzere en
yakın dostları gerçek aydınlardandı. Aydınlara önem ve değer verilip
verilmediğini araştıranlar, Yüksek Köy Enstitüsünün öğretim kadrosuna baksınlar. Orada çok az yüksek
öğretim kurumunda bulunan bir
gerçek aydın topluluğu bulacaklardır. Ayrıca KEnin
kitaplıklarının yerli ve yabancı en nitelikli bilim,sanat
adamlarının, aydınların yapıtlarıyla
tıkabasa dolu olduğu da unutulmasın. Bu mudur aydın
düşmanlığı? Asıl aydın düşmanları
KEni yıkanlar
arasındaydı, hem de kendi ideolojik gerekçeleriyle.. KE
uygulamalarında ağalara karşı savaşım
yapılmamıştır, hatta ağalarla birçok kez
işbirliği yapılmıştır savı: Köy
okulları ve Enstitüleri Teşkilat
Yasasının 11.Maddesi
öğretmenlerce köylerde yapılacak işleri aksatanlar ve
bu işlere fesat
karıştıranlar
hakkında hapis ve para
cezası uygulanmasını
öngörür.
Alışılmadık bir hükümdür. Fesat
karıştıracak olanlar sözleriyle kastedilenler herhalde köy
çobanıyla kır bekçisi değildir! Ayrıca
KE uygulaması içinde toprak reformunu destekleyecek
tarımcıların yetiştirilmeleri için tasarıların
yapıldığını da anımsatalım. Birçok köy enstitüsü
çıkışlı öğretmenin anı kitaplarında
ağalarla çekişme olayları anlatılmaktadır. Ağalarla işbirliğini kim,
nerede ve nasıl yapmış , ben bilmiyorum. Açıklarlarsa
öğreniriz. Bir
yazıda aşırı milliyetçilik yoktu.Ama Türk olmayan nüfusun
Türkleştirilmesi amaçlanıyordu deniyor. Benim de öğrenim
gördüğüm o dönemin tüm
okullarında ne etnik sorun, ne de
dinsel ayrılık ve
mezhepçilik vardı. KEnde de yoktu. Olsaydı, enstitülerde
bastırılamıyacak
kargaşalar çıkardı. Bu ayırımlar KEden çok
sonraki yıllarda ortaya çıktı. KEde de o dönemlerdeki her okul gibi öğrenim Türkçeydi .
Öğrencinin etnik kökeni ve anadili ne olursa olsun, bir devlet resmi okullarında o devletin
resmi dilini herkese öğretmekle yükümlüdür. Bunun
dışında,
Türkleştirme sözcüğü ile
bir asimilasyon kastediliyorsa, KEde böyle sistematik bir çaba
olduğu kanısında değilim. Ama Türk olmak, Türk diye
adlandırılmak köken
ayırımı yapılmadan, bu ülke
vatandaşlarının kimliği olarak
algılanıyorsa, herkese o
vatandaşlık bilincinin verilmesi diğer okulların
olduğu gibi KEnin de göreviydi. EĞİTİMCİLERİN
ELEŞTİRİLERİ
Tutucu eğitimciler başından beri KEne karşı
çıkmışlardır. En ağır eleştiriler KE
yıkımının mimarlarından ve yıkımın
kuramcılarından gelmiştir. Bu eleştirilere geçmişte
o kadar çok yanıt verildi ki, burada bunları yinelemek istemiyorum
.Onun yerine Eğitmen Kursları ve Köy Öğretmen
Okulları döneminde Bakanlık
merkez örgütünün ilgili bölümünde H.Tonguçla birlikte bulunmuş olan bir
eğitbilimcinin eleştirilerine değinmek istiyorum. Birçok
konuda KEne karşı olduğunu bildiğimiz bu eğitimci
nedense çok geç olarak ,ancak 1975de eleştirilerini toplu olarak bir konferansında
açıklamıştır.(Bu konuda beni bilgilendiren sayın
N.Altunyaya teşekkür ederim). Eğitimcimiz artık aramızda olmadığı için
ad vermiyeceğim, ama bir eleştiri türünün tipik örneği
olduğu için de görüşlerine
değineceğim. Tonguçun Öğretmen Okulundan sınıf
arkadaşı ve dostu olan, bir süre birlikte
çalıştıkları
eğitimcimizin KEne karşı oluşunu Altunya Tonguç
gibi önemli bir başarıya imza atamamayı, tarihe geçememeyi
içine sindirememe gibi psikolojik bir etkene bağlıyor. Ben bu
konuda bir görüş belirtmek istemiyorum.
KÖY
ENSTİTÜSÜ ÇIKIŞLILARIN ELEŞTİRİLERİ
KElerini eleştiren köy enstitüsü çıkışlılar
da var. Bunların sayısı çok az. Ortak özellikleri KE sisteminin başarısız
ürünleri olmaları. Ne yapalım ki, yüzde yüz başarı
sağlanan bir eğitim sistemi Dünyada daha yaratılamadı. Bunlardan iki
örneğe çok kısa değineceğim.
Yayınladıkları iki kitap söz konusu.
Birincisi yoğun iş
yaptırıldığından, yemeklerin az oluşundan ,
teorik öğretimin yetersizliğinden, bir ara tarlalarda ürün ölçüm
memurluğu bile yaptığından (bunun KE ile ilgisi yok,
savaş sırasında lise
öğrencileri de yaptılar), iyi yetişmediğinden
yakınıyor. Beslenme, barınma, öğretmen azlığı ve bunlar gibi doğrudan KE sistemi ile
ilgili olmayan zorluk ve sıkıntıları
eleştirirken, bunların o yıllardaki
dünya savaşı
koşullarından kaynaklandığını ve tüm
yurtta bu tür sorunların
yaşandığını
göz önünde tutmak doğru olsa gerektir.
İkincisi solcu. Marksizmle ilgilenmiş, bazı şeyler
öğrenmiş, ama Marksizmi sindirip özümseyememiş acemi
Marksistliğin tipik bir örneği.
KEleri uygulamalarından
diğeri gibi yakındıktan sonra birtakım ideolojik analizlere girişmeye
kalkıyor. Ama 1947de Sirerin atadığı sağcı
öğretmenleri olumlu buluyor, oradaki ideolojik değişimi
algılayamıyor, Bu genç ve
kültürlü öğretmenlerle okul canlanmış, birden ayağa
kalkmış.KEnin Kemalist eğitim yuvaları
olduğunu bir olumsuzluk olarak belirtiyor. Zaten Tonguç da Antisosyalist, antikomünist bir Kemalistimiş.Egemen
sınıfların temsilcisi olarak devletin, o
sınıfların çıkarlarına aykırı bir
eğitim sistemi uygulayamıyacağı genel kuralından
hareket ediyor, ama KE yıllarındaki iktidarın
karmaşık yapısını, siyasal güçler arasındaki
çelişkileri inceleme, bu ortamdan KEnin kurulmasında nasıl yararlanıldığını
irdeleme gereğini duymadan, kestirip atıyor:
Devlet okulunda özgürlük aramak , devletin anlamını
bilmemek demektir..KEni ve devletin diğer okullarını savunmak
, devleti savunmak demektir.. diyor. Eh, bu durumda bize de söyleyecek
fazla birşey kalmıyor!
____________________________ Bu
yazı ile KEne karşı değişik kişi ve
çevrelerden gelen bazı eleştirilere özet yanıtlar vermeye
çalıştım. Aslında,
bu yanıtların her biri ayrı bir yazı konusu
olabilirdi. Ama artık günümüzde, elimizin altında KEni her yönüyle
tanıtan , ayrıntılı başvuru kaynaklarımız
var. Ayrıntılı bilgi edinmek isteyenlerin, özellikle de
araştırma yapacak olanların
bu kaynaklara başvurmaları
içten dileğimdir.
____________________________ e-posta: engintonguc@ttnet.net.tr |